27 Şubat 2009 Cuma

Ben: Parıltı

Onur hiç selam bile vermeden “Sana bir teklifim var” dedi MSN’de. Var Mısın Yok Musun refleksi olarak “Yokum” dedim. Bu cevabıma rağmen anlattı projeyi, bir kelime seçeceğiz her hafta ikimiz de onun hakkında birer deneme yazacağız; kültürel çatışma, beyin fırtınası, boşuna blogspot adresi israfı yapacağız falan filan dedi. Hamdi Bey’in tekliflerinden çok daha mantıklıydı “Varım “dedim.Blog adresini kararlaştırdık, siteyi açtık kısa sürede bütün altyapı çalışmalarını bitirdik. Sıra kelime seçmeye gelmişti, Onur’a attım hemen pası zira teknik altyapının tamamını ben kurmuştum. Sözlüğü karıştırıp “parıltı” kelimesine denk geldi.Tamam profesyonel yazarız, zaten bu sitenin de amacı kendimizi zorlamak, ufkumuzu geliştirmek bir nevi gerçek yazarlığa geçmeden önceki ısınmı hareketleri ama daha az gay bir kelime hakkında yazmayı tercih ederdim. Fakat yapacak birşey yok, vatana millete hayırlı olması dileğiyle ilk yazıma başlıyorum.

Parıltı: Parıldama, göze çarpan parlaklık. İlköğretimden edinilen bir alışkanlıktır kelime tanımıyla kompozisyona başlamak. Normalde hiç yapmam ama içinde bulunduğum projede farz olan şeylerden birisi bu. Tanımda da gözüktüğü üzere parıltı sadece parıldama değil aynı zaman göze çarpan parlaklık olarak anlatılmış. Yani herhangi göz okşayan bir parlaklık söz konusu değil, kimi zaman görüşümüzü engelleyen, kapıya çarpmamıza, ayağımızın takılıp merdivenlerden yuvarlanmamıza sebebiyet veren bir parlaklıktan bahsediliyor.

“Aşk da bir parıltı değil midir zaten insanları kör eden. O göz alıcı parlaklığıyla bizleri kandırıp asla yapmayacağız şeyleri son derece doğalmış gibi gösteren, diğer mat insanları unutturan, sevdiğimizin kusurlarını görmemezlikten getirten de aşkın alçak parıltısı değil midir?” diyerek zaten baz alınan kelimeden dolayı gaylik seviyesi yüksek yazımı iyice Fatih Ürek’e çevirmeyeceğim. Hayır sevgili okurlar bunu yapmayacağım korkmanıza gerek yok.

Hangi eşyalar parıldar? Temizler, güzeller kısacası insanın gözüne hoş gelenler. Peki buradan yola çıkarak insanların parlak şeylere bir zaafı olduğu, parıltının bir cazibeyi temsil ettiği sonucuna varabilir miyiz, sizi bilemem ama ben vardım çoktan. Parlamak için insanlar duş alır, kızlar makyaj yapar, erkekler traş olur, arabalar yıkanır, yerler ciflenir, hep bir emek sarfedilir matlıktan uzaklaşmak için. Kimse mat nesneleri sevmez, iç bunaltırlar çünkü, albenileri yoktur.

Kimseye de parıldamak için neden bu kadar uğraşıyorsun diyemem; parlamak hoştur, candır. Herkes bütün gözlerin üzerlerinde olmasını, ilgi görmeyi, güzel görünmeyi ister. Tamam parlaklık o ya da bu şekilde sağlandı, sırada ne vardır?

Kendi parlaklığına eşit ya da daha parlak birini ya da birşeyi bulmak. Sonuçta kimse hayatının tamamını aynaya bakıp gözlerini kamaştırarak geçiremez. Gerçek partıltıya ulaşmak içindir aslında insanlardaki bu parlama merakı. Burada “gerçek parıltı”yı çok geniş düşünebiliriz. İlk akla gelenler sevgili, para ve güç.

Iron Maiden’ın “Flight Of Icarus” (İkarus’un Uçuşu) diye bir şarkısı vardır. Lisedeyken en sevdiğim gruptu Iron Maiden, sağolsunlar onlar sayesinde genel kültürüm az da olsa gelişti. Bu şarkıda anlatılan bir mitolojik vukuat var. Daidalos ve oğlu İkarus bir labirente tıkılıyor, herhangi bir çıkış yolu yok. Daidalos da zanaatkar adam labirenti yapan da zaten o ama sonra içine karıştığı bir entrikadan dolayı kendi elleriyle yaptığı labirentte ömür boyu hapse çarptırılıyor. Yeteneklerini ve zekasını kullanarak oğlu İkarus’a balmumundan kanat yapıyor Daidalos ama uyarıyor evladını “Sakın güneşe fazla yaklaşma, kanatların erir”. İkarus da delikanlı daha, kanı kaynıyor. Babasının sözünü dinlemeyip güneşin parlaklığı cezbediyor kendisini, yaklaştıkça yaklaşıyor. Balmumu eriyince de sevgili İkarus Ege Denizi’ndeki balıklara yem oluyor.Görüldüğü üzere bu didaktik bir hikaye, nasıl şimdi STV eşsiz programlarıyla bizlere mesaj vermeye çalışıyorsa, antik yunanlar da aynı amaçla mitolojiyi yaratmışlar.

İkarus gözlerini kör eden parıltıdan dolayı hem kendi hayatını sonlandırıyor hem de babasınınkini. Evet hikayenin geri kalanı da var, oğlundan haber alamayan Daidalos kendisine de bir çift kanat yapıyor ve oğlunu ararken aynı sonu paylaşıyor. İkarus’un iradesizliği sadece Ege Denizi’ndeki balıkların işine geliyor kısacası.

Parlağa bakmak sevaptır evet, ama dikkati elden bırakmamak gerek. O albenisine kapılıp da kaç ayak takıldı, kaç kalça kırıldı, kaç aşil tendomu çatladı Allah bilir sadece. Tek bildiğim ve söylediğim güneş gözlüklerinizi asla çıkarmamanızdır sevgili okurlar.

1 yorum:

  1. parilti, sevmedigim bir kelime ve parlamak da sevmedigim bir eylem evet.

    YanıtlaSil