isim Parıldama, göze çarpan parlaklık(TDK Sözlüğü)
Rica ederim bunu sıradan bir mektup gibi okuma olur mu? İzin ver bir kere sözüm geçsin sana. Öncelikle dipnotları görmezden gel. Daha sonra emin ol dipnotlarla beraber okuduğunda bazı ayrıntıları atlamamış olacaksın.
Hep o geceden içimde kalan bir şeyler vardı. İşitemedin(1). Belki de sağlıklı bir diyalog geçmiş olsaydı aramızda şimdi bunları karalıyor olmazdım. Sesim bu kadar cılız, bu kadar aciz çıkmazdı bir kâğıt parçasından(2). “Bunlar artık beni bağlamaz” ını duyabiliyorum. Ama bu mektubu aldığında ben ne yazık ki beklediğin gibi “çok uzaklarda” olmayacağım. Tam karşında put gibi bekleyeceğim(3). “Saadete uzak kalalım mümkünse!” dediğinde ağladığım kadar gözyaşı dökmeyeceğimi de belirtmeden geçmeyeyim. Baksana şimdi gözlerime, esamesi okunuyor mu tuzlu bir akışkanın? Ya da arkamı dönmüş de gitmiş miyim? Öyleyse saadete ilk uzanan ve ilk pes eden, bir başka deyişle gelin-güveyim yine değil mi? Neyse. Boş ver! Şu an karşında nasıl duruyorsam durayım önemli olan ben değilim. Önemli olan o gece iki nefeste söylenmiş olması gerekenler(4).
“Saat çok geç oldu ben artık kalkıyorum,(5)” demiştin. Hatırlıyor musun bunu? Yoksa tüm “anılarımız” ya da senin muhtemelen isimlendireceğin üzere “lanet hatanın kısa süren tek perdelik oyunu” gibi bunları da mı zaten yeterince dolu olan zihninden attın(6)? Şu an eğer yazdıklarımı onaylayan bir bakışla okuyorsan, bu soruma yoracağım(7). Sanırım ilişkimizdeki tek galibiyet alanım senin bir sonraki adımda neler düşündüklerindi. Ne yapayım yani bu kadar beceriksizsem? Benim doğam bu. Doğuştan bir üyesiyim “Kaybedenler Kulübü” nün.
Hatırlarsın, kalkmıştık. Seni evine kadar geçirmeyi adet edindiğim üzere yine yolda yanındaydım. O kadar hızlı yürüyordun ki koşmaman çok yersizdi. Senin bunu yaparken tek düşündüğün kaçarcasına evine doğru yol almadığına beni ikna etmekti(8). Sadece hareketlerinden anlamam gerekiyordu. Yeterince tiksinmiştin benden çoktan. Öyle ki. Öyle tiksinmiştin ki derdini anlatabilmen için tükürük sarf etmeye dahi değmezdim(9).Sakın “Ben böyle şeyler söylemedim,” deme. Söyledin. Dilinle olmasa da.
Arkandan yetişmeye, sana şu an yazdıklarımı söylemeye uğraşırken birden vazgeçmiştim bu fikirden. Nafileydi. Sen nasıl olsa dinleme zahmetine katlanmayacaktın.
Ve bana hala öyle güzel geliyordun ki... Hızlı hızlı adımlarken taşları damlalar sevişiyordu saçlarınla. İnanır mısın ilk kez o zaman kıskanmadım seni. Belki de çok geçti değil mi bunun için? Hatırında kaldıysa iniltiyle seslenmeye, bir nebze olsun hızını kesmeye çalışmıştım:
-Elâ! Elâ! Biraz yavaşla, şimdi kayıp düşeceksin!
Kızmıştın:
-Sus! Sus! Sakın bana emir vermeye kalkma! Uff hala neyi konuşuyorum ki ben seninle.
Şaşkın değildim bu sözlerin karşısında. Bir ara senin yerine kendimi koydum. Çok zordu itiraf ediyorum. Benim fasulyemin haznesi senin giriftlerinle boy ölçüşemez. Senin algından kendime baktım. Ben olsam dönüp tek kelime dahi etmezdim. Ne yürümesi! Zaten çoktan taksi tutmuş olurdum(10). Ama. Ama sen hiç de öyle yapmamıştın. Beni insan yerine koyup yanında maskot olarak evine kadar eşlik etmeme izin vermiştin(11). Sağ ol Elâ. Belki de sevmiştin beni bir zamanlar. Bana annenin vasiyetinde bakılmasını istediği köpek gibi davranmana rağmen sevmişsindir, değil mi? Köpekler de sevilir Elâ. Hiç Sibirya kurdu sahibi olmadım ama duyarım hep sevimli köpekler olduğunu. Belki de ben senin minik Sibirya kurdundum(12). Şu renkli gözlerim de uymuyor mu zaten bu benzetmeye?
Zaman hızla geçiyordu. Hem senin peşinden koşuyor, hem de biraz önceki konuşmamızı etüt ediyordum. Aklım almıyordu senin anlayacağın. Bitmişti yani öyle mi? Bitmişti ve sen şimdi beni bir daha görmek istemiyordun. Birden böyle düşünürken yarım saat boyunca büyük bir boşluk hissettiğim karnım artık krampa kendini teslim etmişti. Yere kıvrıldım. O yağmurda sanırım uykuya göç etmeyi yeğlemiştim senin gidişini izlememek için(13). Kalktığımda ayyaşın teki vardı yanımda. Birden afalladım. “Ben neredeyim?” türünden sorularıma kayıtsız kalacağına inandığım balık pulu toplayan bu adamın yanından kalkmak istedim. Ama gel gör ki kalkmaya yeltendiğimde ihtiyar, kolumu öyle bir sıktı ki sonunu getiremedim doğrusu(14).
Yaşlı adam kendi hayat serüvenini anlatmaya koyulmuşken, o gecenin yağmurla başlayıp yağmurla bittiğini hatırlayabildim. Senin gittiğin yola baktım. Cadde, o yoğun ışıklandırmayla alabildiğine renkliydi. Gözümü kamaştıran kocaman bir parıltısı vardı. Önce zihnimi kaşıdım. Kazıdan ne çıktı dersin? Ahh evet, evet bildin Elâ(15). Bu öyküde ben sahteliğini gizleyemeyen dipnotlar, sense düşleminden bir türlü kopamadığım küstah parıltısın.
DİPDİP NOTLAR*:
1-Geçen gece nasıl oldu da duymuştun horladığımı Elâ? Bunu hatırlayınca sağır olmadığına kanaat getirmiştim o an.
2- Elâ ben çocukken hep bir pandomim ustası olmak istemiştim.
3-Elâ ben bir bibloyum.
4-Bir ara ney çalmaya da özenmiştim.
5-Elâ, yoksa sen horozunu beğenmeyen bir tavuk musun?
6-Bilemedin Elâ. Tiyatroyu oldum olası sevmem.
7-Elâ, seni de çok yordum değil mi?
8-Ben o kadar da budala olamam değil mi Elâ?
9-Elâ, peki sence bir lamayla başarılı olur muyum?
10-İtiraf ediyorum şişmanlamamın sebebi bu Elâ.
11-Ben bir kuklayım Elâ.
12-Ben sadık bir köleyim Elâ
13-Ağladığımı anlardın Elâ. Yağmur dinmeye yüz tutmuştu.
14-Pek korkmuştum. Ben nedense pek cesur olamıyorum Elâ. Neden?
15-Twelve points go to Elâ.
*Kusura bakmayın her ne kadar dipnot olarak planlamış olsam da kocaman sayılarla idare etmek durumunda kaldım karakter uyuşmazlığından ötürü. Artık siz de idare edin benim gibi.